Ana Sayfa İletişim
ATATÜRK KÖŞEMİZ

 

Doç.Dr. Kazım YILDIRIM

 

28.09.2021  

SORUMLULUK

 

Makalenin başlığı, Hocam Prof. Dr. Yümni Sezen’in “VAR OLMA SORUMLULUĞU” (İrfan Yayınları, 2021, İstanbul) adlı kitabından ilham alınarak –esinlenerek- konulmuştur.  Makale ise söz konusu kitaptan geniş şekilde istifade edilerek yazılmıştır. Böylece hem kitabın tanıtımı hem de “sorumluluk” anlayışının, Hocamızın kitabındaki analizleri ışığında dini, felsefi, sosyolojik ve ahlaki tahlillerinin yapılmış olmasıdır. 10.08.2021 tarihinde kitabını bizzat imzalayarak şahsım ve eşime lütfetmiştir. Hocamıza şükranlarımızı arz ediyoruz.
Küçük boy ve 224 sayfadan ibaret kitabın baş kısmında Hocamızın kısa öz geçmişi bulunmaktadır. Kitapta bölüm yerine “SÖZE BAŞLARKEN”, “TAŞ, OT, BÖCEK VE İNSANIN DİYALOGLARI”,  “İLK VE SEBEP”, “SORUMLULUKTAN KAÇAMAZSIN”, “GAYB ÂLEMİNDEN AÇILAN BİR LUTUF KAPISI: VAHİY”, “KİBİRİ BIRAK İNANMAYA BAK”, “YARINI DÜŞÜN”, “DÖNÜP HUZURA ÇIKMAK”, “TEK VE ÇOK”, “YALNIZ DOĞUYOR-YALNIZ ÖLÜYORUZ AMA YALNIZ YAŞAMIYORUZ” VE “SÖZÜN ÖZÜ” ana başlıklarını kullanmıştır. Var olma sorumluluğundan söz edildiğine göre insanı konu edindiği açıktır. Çünkü dünyada sorumlu tutulan, sorumlu olan tek varlık insandır. Ona, bütün diğer yaratılmışlardan farklı olarak akıl, düşünce ve bilinç verilmiştir. Yümni Hoca sorumluluk için bilinci esas alıyor ve öne çıkarıyor. “Hafıza, bilgi, öğrenme, akıl, irade, kimlik, şahsiyet ve benzer psikolojik hayatıbilinç ananın çocukları olarak düşünüyor (Sezen, 2021, 22). Bununla Mutlak Varlık-Yaratıcı, insana hem çevresini bilme-tanıma hem de seçim yapabilme imkânı sunmuştur. Peygamberler vasıtasıyla yol gösterilmiş, rehberlik yapılmıştır;  fakat seçim yapılmasına karışılmamış, özgür bırakılmıştır. Onun için bataklığa veya esenliğe çıkma tercihini insana bırakmıştır. Hocamız, tahlillerini, yorumlarını baştan sona Kuran’a, Kuran’ın Süre ve Ayetlerine dayandırarak açıklamıştır.
Tanım Olarak Sorumluluk
Tanım olarak sorumluluk,kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesidir.”  Mesuliyet olarak da ifade edilebilir. Bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda bulunduğu veya yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumunu da ifade eder. Bunu da ancak kişilik kazanmış bir bireyin yapabileceği açıktır. Başka bir deyişle sorumluluk taşıyabilmesi için insanın öncelikle akıl, bilinç ve düşünce sahibi olması, aklını ve düşüncesini kullanabilecek yaşta olması gerekir.  Allah, bunlardan yoksun olan bireye sorumluluk vermemiştir. Mesela çocuk yaşta bulunanlar ve akıldan yoksun olanlar sorumlu tutulmamıştır. Çünkü bunların bilinçleri;  akıl ve düşünceleri tam anlamıyla tekâmül etmemiştir.  Yümni Hocamız Kuran, sorumluluğa bir yönüyle emanet dediğini belirtiyor. Bu anlamda sorumluluk veya emanet; itaat, düzen ve kanuna uyma demektir. Sorumluluk, bir yere, bir makama karşı olur ve bağımsız, hür bir iş değildir diyor. Aksi halde ona sorumluluk değil, sorumsuzluk demek lazım gelir. “Burada yüklenilmiş emanet, itaat edip etmeme tavrıdır. Emanete karşı çıkmak, yani itaatsizlik konusunda insan ile diğer varlık âlemini, Kuran ayırıyor. Evren, güneş, ay, dağ, taş, atom, molekül, bitkiler ve hayvanlar, bu itaate karşı çıkmazlar, çıkamazlar.” (Sezen, 2021, 22). Kişilik kazanmış bireyin, toplum, sınıf, gurup ve diğer bireyler karşısındaki özel politik-ahlaki ve hukuki durumunu dile getiren hukuk ve ahlak kategorisiyle de ilişkilendirilmiştir.  Söz konusu ilişki, daha çok görevlerin ve ödevlerin düzenlenmesinde kendini gösterir. İnsanların bilinçli olarak karar alma, sosyal-toplumsal gerekleri karşılama, toplumsal ve bireysel yaşamın çeşitli problemlerine çözüm getirme ve insanların hem kendilerinin hem de başkalarının davranış tarzını değerlendirme yeteneklerinde dile gelir.
Madde-Bitki-Hayvan -İnsanın Benzer ve Farklılıkları ve Sorumluluk
Sezen Hocamız, sorumluluğu;  “taş, ot, böcek ve insan” sembollerini ele alarak açıklamıştır. “Taştan maksat medde, ottan maksat bitkidir. Böcek de hayvanları temsil etsin, insan da inananı, isyan edeni veya anarşiyi” (Sezen, 2021, 19). Sonra bu dört sembolün ne olduklarını ve ne yaptıklarını, yapabildiklerini ayrıntılarıyla açıklıyor.  Madde; ağırlık, hacim, ısı, ışık, hareket, ilişki ve değişme ile kendini gösterir. Bunlar rastgele değil, sebeplere ve kanunlara bağlıdır diyor. Bitki,  hayat dediğimiz ve maddeye göre kısmen bağımsız bir özellik kazanmıştır; su ve güneş ışığı olmazsa yaşayamaz. Yani bitki olmaktan çıkar, hayatı terk eder. Hayvan, madde ve bitkinin taşıdığı unsur ve özellikleri aynen taşımakla beraber, diğer ikisinden daha bağımsız, daha orijinal bir program uygulanmış hayattır. Bu hayata ‘canlılık’ da diyoruz. Kendisi ile kendisi olmayanı ayırt etmeye başlamıştır. Can’ın ifade ettiği anlam da aşağı yukarı budur. Programa gelince, buna içgüdü demişiz. İpek böceği, dokuz katlı kozasını örer, sonra bunun içinde kelebek olur. Örümcek ağını örer. Arslan acıkınca avını yakalar, öldürür ve yer. Kedi yavrusunu emzirir, ona şefkatle bakar, onu korur. Yavru kedi, hiç eğitimini almasa da pisliğini yeri kazıp örtmeye çalışır. İçgüdü hayatı tekrarlardan ibarettir, bilinçli değildir. Değişme yoktur. Onun için program dedik. Ortaya çıktığı ilk günde nasılsa şimdi de öyledir. Gelecek de öyle olacaktır. Çevreye uyum sağlayamazsa, içgüdüleri bozulursa, nesli kaybolup gider.  Geçmişte bu tür hayvanlar olmuştur. Bu canlıların (hayvanların)  kendi aralarında kademelenmiş olmakla beraber küçük çaplı da olsa zekâları vardır. Maymun, ayı, köpek ile solucanın zekâsı aynı değildir (Sezen, 2021,20).
Zekâ bilinç değildir, fakat bilincin tamamen dışında da değildir. Bilinç, zekâyı kullandığının farkında olmasıdır ve bilgiden ziyade, bildiğini veya bilmediğini bilmesi olayıdır. Başka bir deyişle insanın bildiğini bilmesi ve bilmediğini bilmesidir.  “Düşünmenin düşünülmesidir.” Bu da canlılar arasında sadece insanda vardır. Başka canlıda yoktur. Onun için insan sorumlu yaratılmıştır; maddi veya manevi yaptıklarından sorumlu tutulmuştur.
Bilinç: Sorumluluğun Kaynağı
Sorumluluk taşıyan insana bilinçle geçiş yapan Sezen Hoca, “insan, kendi altındaki kademelerin (madde-bitki-hayvan) bütün özelliklerine aynen sahiptir. Bunların üzerine konmuş yüksek özellikleri de bulundurur.  Sınavı da bu özellikler üzerinden olacaktır diyor. Dini anlayışla, diğer bütün varlıklara halife olmuştur. Bilinç ve ondan doğan sorumluluk işin içine girince iş değişiyor ve insan, çok şerefli, üstün varlık olabiliyor veya hayvandan daha aşağıya düşebiliyor, madde ve bitki gibi tabii bir teslimiyette olmadığı için de kendini kurtaramıyor. “İnsan, düşünmediği ve aklını kullanmadığı zaman hayvan seviyesindedir” diyor.  Hocamıza göre hayvan seviyesi, “yaşama kanunlarına uyan, yaradılışa ters olmayan, kendisine verilmiş güç ve kabiliyetlere uygun hareket eden bir seviyedir.” İnsana yakıştırılan “Hayvan gibi deyimi ise alçalış içindir.  Allah’tan uzaklaşmasının veya yakınlaşmasının sebebi de kendisidir.  Emre uymadığı için uzaklaştırıldı, bazı özelliklerini hatırlayıp af diledi ve yakınlaştı (Sezen, 2021, 20-21).  Kuran’da yakınlık üç tavırla belirlenmiştir: Kulluk, kibre kapılmamak ve secde (Araf-206).
İnsana yüklenilmiş sorumluluğa emanet diyen Sezen Hoca,  emanet, yani sorumluluk, itaat edip etmeme tavrıyla kendini gösterir diyor. Emanete karşı çıkmak, itaatsizlik konusunda insan ile diğer varlık âlemi, Kuran tarafından ayrılmıştır. Evrende madde, bitki ve hayvan itaate karşı çıkmazlar, çıkamazlar.  Düzene ve kanuna uyarlar. Allah onların irade beyanını, kendi irade beyanını temsilen belirtmektedir. İtiraz etmeyi yüklenmiş olmaları mümkün değildir. Çünkü bilinçli varlıklar olarak yaratılmamışlardır. İnsan dışındaki varlıkların, mesela dağ, taş, bitki ve hayvanların gerçek irade beyanları olsaydı, bilinçli hareket eden varlıklar olarak yaratılmış olsalardı, onlar da sorumlu tutulurdu. İşte o zaman da Hocamıza göre kâinat altüst olurdu. Çünkü özgür iradeleriyle, tıpkı insanlar gibi alternatifleri yaşamak isterlerdi. Allah, insanın dışında kalan bütün yaratılmışlara görevlerini vahiy etmiştir; öğretmiştir. Onun için onlarda hiçbir itaatsizlik, düzensizlik,  itiraz söz konusu değildir (Sezen, 2021,22-23).
İnsan farklıdır; çünkü ona emanet yüklenmiş, sorumlu tutulmuştur. Bu anlamda itiraz ve isyan özelliğini de taşır. Özgürlük, özgür irade sahibi olarak bu alternatifleri kullanabilme imkânına sahip kılınmıştır. Fakat iradesini itaat yönünde değil de itiraz yönünde kullananlar (mü’min olamayanlar) cahil ve zalim oldular. “…Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zalimdir, çok cahildir” (Ahzab-72). Sezen Hoca,  “Mümin/iman eden, zalim olamayacağına göre, emanete (sorumluluğa) ihanet edenlerin inanmayanlar olduğu anlaşılıyor” diyor.  “Bütün yaratılmış varlıklar, mesajı olduğu gibi yansıttıkları, emre tam itaat halinde oldukları, yani kanunları yansıttıkları, bir manada teslimiyet içinde bulundukları halde, insan, ya bunlar gibi oldu, ya aksini yaptı. Çünkü hür irade sahibi olarak yaratılmıştı; söz vermişti, fakat sözünde durmayanlar olmuştu ve oluyordu.” “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Diye buyrulduğu vakit, evet, Rabbimizsin dediler…” (Araf, 172). Yümni Hoca, insanlar, özgür iradeleriyle cevap versinler diye Ayet soru halinde tebliğ ediliyor diyor.  Özgür iradeli insanlar kendi iradeleriyle karar versinler istenmiştir. “Akit” olsun diye Ayet soru şeklinde iletiliyor. Başka türlü cevap vermeye kudretleri var mıydı? Sorusuna karşılık Yümni Hoca, “sonradan sözlerinde durmayanlar olduğuna göre, potansiyel olarak vardı, denebilir” diyor. Bazıları buna uymadılar. İnsan dışında ne varsa uydu. İnsan, inansa da inanmasa da, isyan etse de, kötü işler yapsa da, yani cahil ve zalim olsa da, gerçek düzen bozulmuyor. Onun sorumluluğu ve özgür iradesi kâinatın düzenini değiştiremez. “Yer çekimine de, aslanın,  kedinin düzenlerine de, güneşin ışık yaymasına da insanın tavrı zarar vermez. Esas zararı kendinedir. Tavrı kendine dönüktür, bu yolla (kendisi yoluyla) Mutlak Varlığa dönüktür. Bu da insana aittir. “Allah’ın yaratmasında, kanunlarında, düzeni icrasında bir ‘gaye varlık’ gibi görünüyor.” “O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini size boyun eğdirmiştir.” (Lokman, 20). Ancak bunun bir gurura veya şımarıklığa yol açmamasının sağlanması da istenmiştir. Bu anlamda sorumluluğunu tam anlamıyla yerine getirmeyenler vardır ve var olmaya devam edeceklerdir (Sezen, 2021, 23).
İnsanın sorumluluğu felsefede özgürlük ile zorunluğun karşılıklı ilişkisi olarak düşünülmüş ve tartışılmıştır. Bazı felsefecilere göre insanın sorumlulukları manevi değerlerde, Yaratıcının emirlerinde ve bireysel vicdanın buyurduğu özel kararlarda karşılıklarını bulabilir. Aksini düşünüp savunanlar da vardır.
Sonuç
Bilinç ve bilinçten doğan bütün unsurlar, insana, sorumluluk gibi bir yükün ağırlığını taşımasını sağlamıştır.  Sorumluluğu doğru ve yerinde kullanmasını bilenler için bu yük, bir fazilet, fakat aksini yapanlar iç ciddi bir yüktür.

 

  

     

*Yazarımıza görüş ve önerilerinizi kyildirim@sakarya.edu.tr e-posta adresi aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Bookmark and Share Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder Yazdır  

 

 
B&G Copyright © 2021 Tüm hakları saklıdır ve tüm içeriğine ait lisans ve telif hakları T.C yasalarınca korunmaktadır. İzinsiz kopylanması veya yayınlanması yasaktır.Web sitemizde yer alan her türlü yazı, makale şiir vb. eserlerden, eser sahibi sorumludur. Sakarya Aydınlar Ocağı'nın resmi görüşü olarak değerlendirilemez.